Pasif çocukların özellikleri nelerdir ?

Simge

New member
Pasif Çocukların Özellikleri Nelerdir? Davranışları Nasıl Anlaşılmalı?

Bir çocuğun sınıfta söz almaması, arkadaş grubuna kendiliğinden katılmaması, hakkı yenildiğinde itiraz etmemesi ya da sürekli “sen karar ver” demesi birçok ebeveynin dikkatini çekiyor. Fakat burada önemli bir ayrım var: Sessiz olmak başka, pasif davranmak başka. Bazı çocuklar sakin, gözlemci ve temkinlidir; bazıları ise kendi isteğini ifade etmekten, sınır koymaktan veya çatışmaya girmekten sistematik biçimde kaçınabilir.

Benim bu konuda en ilginç bulduğum nokta da tam olarak burası. “Pasif çocuk” etiketi bazen çocuğun karakterini açıklamak yerine, yetişkinlerin beklentisini yansıtıyor olabilir. Örneğin çok konuşmayan ama gerektiğinde “hayır” diyebilen bir çocuk gerçekten pasif midir? Ya da sınıfta sessiz olan fakat arkadaşlarıyla oynarken oldukça girişken davranan bir çocuk için aynı tanımı kullanmak doğru mudur?

Bu nedenle konuyu yalnızca “erkekler böyle düşünür, kadınlar şöyle hisseder” gibi kalıplarla değil; farklı bakış açılarını, gözlemlenebilir davranışları, toplumsal etkileri ve gelişimsel verileri birlikte değerlendirerek ele almak daha sağlıklı görünüyor.

Pasif Çocuk Denildiğinde Aslında Ne Kastediyoruz?

“Pasif çocuk” klinik bir tanı değildir. Günlük dilde genellikle kendini geri planda tutan, karar vermekte zorlanan, çatışmadan kaçınan, ihtiyaçlarını doğrudan ifade etmeyen veya başkalarının yönlendirmesine kolayca uyan çocukları tarif etmek için kullanılır.

Bununla birlikte bu davranışların yaşa göre değerlendirilmesi gerekir. Çocukların sosyal, duygusal, dilsel ve bilişsel becerileri aynı hızda gelişmez. CDC de gelişimsel basamakların çocukların oyun oynama, öğrenme, konuşma, davranma ve hareket etme biçimleri üzerinden izlenmesi gerektiğini; çocukların aynı beceriyi tam olarak aynı zamanda kazanmadığını belirtiyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri+1

Örneğin 3 yaşındaki bir çocuğun başka çocukların oyununa hemen katılmaması tek başına “pasiflik” anlamına gelmez. CDC'nin 3 yaş sosyal-duygusal gelişim göstergeleri arasında diğer çocukları fark etmek ve onların oyununa katılmak bulunuyor; fakat tek bir davranıştan çocuğun bütün kişiliği hakkında sonuç çıkarmak yine de doğru olmaz. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri

Burada asıl soru şu olmalı:

Çocuk istemediği bir şeye karşı çıkabiliyor mu, yardım isteyebiliyor mu, kendi tercihini söyleyebiliyor mu ve güvenli ortamlarda kendisini ifade edebiliyor mu?

Bu sorular, “sessiz mi?” sorusundan çok daha açıklayıcıdır.

Pasif Çocuklarda Sık Görülebilen Özellikler

Pasif davranış gösteren çocuklarda şu özelliklerden bazıları görülebilir:

- Kendi kararını vermek yerine sürekli başkasının seçmesini beklemek

- “Fark etmez”, “Sen bilirsin” veya “Nasıl istersen” ifadelerini çok sık kullanmak

- Arkadaşları tarafından yönlendirilmeye kolayca razı olmak

- Haksızlığa uğradığında öğretmene veya ebeveyne söylememek

- Başkasının oyuncağını, sırasını veya fikrini ihlal etmesi karşısında tepki vermemek

- Yeni ortamlarda uzun süre gözlemci kalmak

- Yanlış cevap verme veya eleştirilme korkusuyla konuşmaktan kaçınmak

- Yardıma ihtiyacı olduğu halde istememek

- Kendi isteğiyle başkasının isteği çatıştığında hemen geri çekilmek

- Tartışma çıkmasın diye istemediği bir şeye “evet” demek.

Fakat bunların her biri tek başına problem değildir.

Örneğin bir çocuk oyuncak paylaşmak istemediğinde “hayır” demeyi öğrenebilir. Başka bir çocuk ise paylaşmaya gönüllü olabilir. İkinci çocuğun daha uyumlu olması onu otomatik olarak pasif yapmaz.

Asıl dikkat edilmesi gereken davranışın sürekliliği ve çocuğun işlevselliğini etkileyip etkilemediğidir.

Erkeklerin Daha Veri Odaklı Bakışı ile Kadınların Toplumsal ve Duygusal Bakışı Karşılaştırılabilir mi?

Burada özellikle bir uyarı yapmak gerekiyor: “Erkekler objektiftir, kadınlar duygusaldır” şeklinde bilimsel olarak geçerli bir ayrım bulunmuyor. Cinsiyete göre düşünme biçimlerini kesin kalıplara sokmak, çocuk davranışlarını anlamayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırabilir.

Ancak kullanıcıların ve ebeveynlerin farklı deneyimlerinden hareketle iki bakış eğilimini karşılaştırmak mümkün.

Daha veri odaklı yaklaşan bir ebeveyn, örneğin şu sorulara yoğunlaşabilir:

“Çocuk haftada kaç kez arkadaş grubundan uzak duruyor?”

“Kaç farklı ortamda kendini ifade etmekte zorlanıyor?”

“Öğretmeni benzer bir durum gözlemliyor mu?”

“Davranış ne zamandır devam ediyor?”

“Evde, okulda ve arkadaş çevresinde aynı mı?”

Bu yaklaşım oldukça değerlidir çünkü gözleme dayalıdır. Çocuğu tek bir olay üzerinden etiketlemek yerine davranışın sıklığını, süresini ve farklı ortamlardaki görünümünü araştırır.

Duygusal ve toplumsal etkileri daha fazla dikkate alan başka bir ebeveyn ise farklı sorular sorabilir:

“Çocuk dışlandığını düşünüyor mu?”

“Arkadaşları onu kullanıyor veya susturuyor olabilir mi?”

“Evde sürekli ‘uslu çocuk’ olması mı bekleniyor?”

“Hayır dediğinde çevresinden nasıl bir tepki alıyor?”

“Çocuk hata yaptığında utanıyor veya küçümseniyor mu?”

Bu yaklaşım da en az diğeri kadar önemlidir. Çünkü davranış yalnızca çocuğun içinde ortaya çıkmaz; çocuğun bulunduğu sosyal çevre tarafından da şekillenir.

Dolayısıyla iki yaklaşımı karşı karşıya getirmek yerine birleştirmek daha anlamlıdır: Veri bize ne olduğunu gösterebilir; çocuğun yaşadığı sosyal ve duygusal deneyim ise bunun nedenini anlamamıza yardımcı olabilir.

Örneğin Aynı Davranışın İki Farklı Nedeni Olabilir

İki 9 yaşındaki çocuğu düşünelim.

İlk çocuk sınıfta hiç söz almıyor. Evde ise ailesiyle uzun uzun konuşuyor, kardeşiyle tartışıyor, kendi istediği oyunu seçiyor ve arkadaşlarıyla buluştuğunda oldukça aktif davranıyor.

İkinci çocuk da sınıfta sessiz. Fakat evde de ne istediğini söylemiyor, arkadaşları ne isterse kabul ediyor, kendisine kötü davranıldığında öğretmene anlatmıyor ve “Ben söylemeyeyim, kavga çıkar” diyor.

Dışarıdan bakıldığında ikisi de “sessiz çocuk” olarak görülebilir.

Ama aynı değiller.

İlk çocuk muhtemelen belirli bir ortamda çekingen veya gözlemci davranıyor olabilir. İkinci çocukta ise daha geniş kapsamlı bir kendini ifade etme problemi araştırılmaya değer.

Bu ayrım çok önemli çünkü yanlış etiketleme çocuğun güçlü yönlerinin de gözden kaçmasına neden olabilir.

Pasiflik ile Çekingenlik, İçedönüklük ve Uysallık Aynı Şey Değildir

Bu kavramların birbirine karıştırılması en sık yapılan hatalardan biri.

Çekingen çocuk, özellikle yeni insanlar veya yeni ortamlarda başlangıçta geri durabilir.

İçedönük çocuk, sosyal ilişkilerden tamamen kaçınmak zorunda değildir; daha küçük arkadaş gruplarını veya yalnız geçirilen zamanı tercih edebilir.

Uysal çocuk, kurallara uymaya ve başkalarıyla uyum sağlamaya daha yatkın olabilir.

Pasif davranan çocuk ise kendi ihtiyaçlarını veya haklarını ifade etmekte sürekli zorlanabilir.

Dolayısıyla “arkadaşlarıyla çok konuşmuyor” gözlemi tek başına yeterli değildir.

Daha anlamlı gözlem şudur: Çocuk istemediği bir oyuna zorlandığında ne yapıyor?

“Hayır, bunu istemiyorum” diyebiliyor mu?

Bir arkadaşı eşyasını aldığında hakkını savunabiliyor mu?

Yetişkin desteğine ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebiliyor mu?

Bu beceriler sosyal özgüven açısından daha açıklayıcı olabilir.

Aile Tutumu Pasif Davranışları Nasıl Etkileyebilir?

Çocuğun kişiliğini yalnızca aileye bağlamak da doğru olmaz. Mizaç, gelişimsel özellikler, okul ortamı, akran ilişkileri ve yaşanan deneyimler birlikte değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte yetişkinlerin çocuğun davranışlarına verdiği tepki önemlidir.

Çocuk sürekli olarak “Sen sus, büyükler konuşuyor”, “Karşılık verme”, “Sen alttan al”, “Aman sorun çıkmasın” mesajlarını alıyorsa çatışmadan kaçınmayı öğrenebilir.
 
Üst